HANDE PARMAKSIZ

Digital Padawan, Gamer, Storyteller, Cat Lover. But not necessarily in that order.

Category: Pazarlama

Pazarlamacı, Satıcı ve Dilenci Giremez

Pazarlama ve Satışın aynı şey olmadığını İstanbul Üniversitesi’nden İktisat diplomamı aldığım sene öğrenmiştim. Öğrencilik dönemimde bu farktan pek de haberdar olmadığım için bölümümün müfredatındaki tek seçmeli Pazarlama dersinden çığlık atarak kaçmıştım. Aradan seneler geçti, akademik ortamlarda Pazarlama’yı her yönüyle öğrenip Dijital dünyaya adım attığımdan beri mesleğimi ancak “Reklamcı mısın, matbaada mı çalışıyorsun?” diye soran insanlara açıklama gereği duyuyorum. (Bu aralar tezimle de ilgilendiğim için alakasız insanlara “Öğrenciyim ben!” deme hakkımı da sonuna dek saklı tutuyorum.) Ama elbette apartman kapılarındaki “Pazarlamacı, Satıcı ve Dilenci giremez!” A4 çıktılarına kalbim kırık, boynum bükük bir biçimde baktığım dönemler olmadı değil.

Pazarlama alanında eğitim almış ve özel sektörde çalışmak isteyen on kişiden dokuzundan aşağıdaki söylenmeleri rahatlıkla duyabilirsiniz. Geriye kalanların ise ülkemizde sayısı %1’i bile bulmayan dayanıklı olmayan tüketim malları üreten firmalarda çalışıyor olma olasılıkları yüksek.

“X firması ile Pazarlama pozisyonu için görüşmeye gittim, önceden Satış tecrüben var mı diye sordular.”

“Geçen gün bir konferansa gittim, firmalardan birinin CMO’su Pazarlama öğrencilerine öncelikle Satış alanında deneyim kazanmalarını salık verdi.

“Mobilya satan bir firma benim özgeçmişimi internette görmüş, arayıp B sınıfı ehliyetim olup olmadığını öğrenmek istediler.”

Temsili.

Temsili.

Esasında tüm bu karışıklık elbette Pazarlama ve Satış kelimelerinin günlük dilde eş anlamlı olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle de Pazarlamacı denince aklımızda hemen kapı kapı dolaşıp bize tencere-tava satmaya çalışan adamlar canlanıyor. Tam da bu yüzden kendimize ne işle meşgulsün sorusu yöneltilince “Pazarlama Uzmanı” diyoruz ya da “Marketing cnms” deyip hızlıca oradan uzaklaşıyoruz. İlkini söyleyince de tıbbi mümessil zannediyorlar gerçi.

Şaka bir yana, elbette sonuçta daha önce özel sektörde çalışmamış ya da İşletme eğitimi almamış bireyler için bir firmanın organizasyon şemasını akılda tutmak kolay olmadığı gibi, sonuçta gerekli de değil. Eğer Pazarlamacı denilince akıllarda “Doğrudan Satışçı”ların canlanmasını istemiyorsak, insanlara esasında ne gibi işler yaptığımızı anlatmak bizim görevimiz. Ama kusura bakmayalım da, bir kariyer sitesine ilan verirken Pazarlama ve Satış’ın arasındaki farkı bilmek firmaların görevi.

O zaman bu büyük oyunu hemen bozuyoruz.

Pazarlama, müşterilerle tatmin edici değişim ilişkilerini kolaylaştırmak, paydaşlarla iyi ilişkiler geliştirmek ve sürdürmek üzere malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılması sürecidir. (İsmet Mucuk’un tanımına göre) Yani Pazarlamacılar hedef pazardaki tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak firmaların hangi ürünleri piyasaya sürmeleri gerektiğine karar verir, piyasa koşullarına göre fiyat araştırması yapar, ürünlerin tanıtımı için yol haritası çizer, tüketicilerin ürünü nereden, nasıl temin edeceğini kararlaştırırlar.

Satış ise tam olarak Reklam ve Halkla İlişkiler ile birlikte Pazarlama’nın 4p’sinden biri olan Tutundurma (Promotion) altında yer alır. Satışçılar müşteri ihtiyaç analizi yaparak üründen ne kadar satılabileceğini ve satış stratejilerini belirler, ürün ve hizmetlerin tanıtımını gerçekleştirir, potansiyel/mevcut müşterileri tespit eder, ziyaretleri planlar, gerçekleştirir ve raporlar. Gördüğünüz gibi, satışçılar da sabahtan akşama dek kapı kapı dolaşmıyorlar.

Pazarlama Karması dediğimiz şey.

Pazarlama Karması dediğimiz şey.

Pazarlama alanında çalışacak kişilerin genel olarak analitik düşünme gücü yüksek ve yaratıcı olmaları beklenirken Satış alanında çalışacakların sözlü iletişimi kuvvetli ve ikna kabiliyeti yüksek, tercihen “iş bitirici” dediğimiz insanlar olması beklenir. Satışçılar satış hacmi yoluyla karlılık sağlarken, Pazarlamacılar firmaların tüketici tatmini vasıtasıyla kar etmesini sağlar.

Satışçılar Pazarlamacıları insanlardan uzak kaldıkları için müşterilerin aslında ne istediğini anlamamakla suçlarlarken, Pazarlamacılar da Satışçıların müşteri deneyimlerine çok odaklandıkları için piyasanın bütününü ve geleceği görememekle suçlarlar.

Hatta bu kapışmaların Pazarlama’nın babası Philip Kotler’e “Ending the War Between Sales and Marketing” isimli makaleyi yazdıracak kadar büyüdüğüne de değinmek gerek.

Özetle, Pazarlamacılara “Arkamda duran bana tabloyu sat,” diyorsunuz mülakatlarda da… Biz o tabloyu satamayız, sadece yaratabiliriz.

Oyun Tarihindeki En Tuhaf 5 Oyun Yerleştirme

Daha önce Geekyapar‘da yayınlanmıştır.

The Walking Dead’deki yeşil Hyundai Tucson’ı hatırladınız mı? Hani diğer otomobillerin aksine üzerinde tek bir çizik, kan, iç organ …vs. olmayan ve pırıl pırıl parlayan o otomobilleri?

Evet.

Evet.

Çeşitli ürünlerin, bir miktar paranın el değiştirmesi ile reklam kuşağı dışında filmlerde ve TV programlarında görünmesi olarak tanımlayabileceğimiz ürün yerleştirmenin tarihi, 1800’lere dayanıyor.

Derler ki, Jules Verne Seksen Günde Devr-i Âlem’i yazdığında, gemi taşımacılığı ile uğraşan firmalar, kitapta yer alabilmek için birbirleri ile kıyasıya rekabet etmiş. Ne yazık ki, Verne’ün bu meseleden maddi kazanç elde edip etmediği bilinmiyor.

Tüketicilerin TV reklamlarını zap’layabildiği, sevdikleri programları kaydedip sonradan izleyebildiği bu dönemde ise -ürün yerleştirme tüketiciye kesin olarak nüfuz etmenin neredeyse tek yolu olduğundan – altın çağını yaşıyor diyebiliriz. Bizim yaşamımıza ise yasal olarak sadece bir kaç senedir girmiş durumda. Ve yerli dizilerimizde bu listedekinden daha da tuhaf örneklerini görmeniz mümkün; ama akıl sağlığınız açısından maruz kalmanızı tavsiye etmiyorum.

Ürün yerleştirme uzun zamandır oyunlarda da sıkça kullanılıyor; elbette Transformers gibi neredeyse tüm bütçesini ürün yerleştirmelerden sağlayan filmlerde olduğu kadar değil. Üstelik, çoğu da gözden kaçırmamızı imkansız kılacak kadar bariz ve bir o kadar da komik!

1. Alan Wake | Mustang, Verizon ve Energizer

 Yakın tarihin en başarılı korku oyunlarından biri olan Alan Wake, işin aslı oyunlarda ürün yerleştirmenin nasıl yapılması gerektiğine dair ders niteliğinde bir kaç ürün yerleştirme içeriyor.

El fenerimiz için bulduğumuz Energizer marka pillerin ürün yerleştirmesi gayet uygun bir şekilde yapılmış. Ürün, ana karakter tarafından kullanılıyor ve hikaye örgüsü içinde bir işe de yarıyor. Tek eleştirebileceğim nokta, marka isminin belki de biraz fazla gözümüze sokulması olurdu… Eğer pillerin ömrü bu kadar kısa olmasaydı. Kim bundan sonra el feneri için Energizer pil alır ki? Herhalde Amnesia modern zamanlarda geçse ve Energizer da ona ürün yerleştirme yapsa, ancak bu kadar saçma sapan bir duruma düşerdi.

Alan’ın akıl hastanesinden kurtumaya çalıştığı bölümde ise, işin suyu çıkıyor. Etraftaki delilik Alan’a da bulaşmış olacak ki, kaçmaya çalışacağına klinikteki televizyonda arka arkaya gösterilen Mustang veVerizon akıllı telefonlarının reklamlarını sonuna kadar izliyor. Üstelik bunu izlediğimiz için bir achievement dahi kazanıyoruz! O esnada, elektriğin de kontolünü eline almış olan karanlık güçler, belli ki Alan’ın gidip bir Mustang otomobil satın almasını çok istiyor. Oyunun ilk DLC’sinin ismi ise, “The Signal” ismini taşıyor ve Alan’ı bize oldukça tanıdık gelen bir rüya aleminde çıkış yolu bulmaya çalışırken görüyoruz. Hiçliğe öylesine gömülmüş durumda ki, hiçbir şeyin ve hiç kimsenin ona ulaşması mümkün değil – bir Verizon akıllı telefonu bulana dek. Ya Verizon’ın hizmeti sahiden çok iyi, ya da Alan iyice aklını yitirmiş durumda.

2. Infamous 2 | Subway

Infamous serisi, dünyayı elektrik saçan elleri ile kurtarmaya çalışan (hımm, biraz tartışılır ama…) Cole McGrath’in başından geçenleri anlatıyor. İkinci oyun New Orleans’ta geçiyor ve kentin nüfusunun büyük çoğunluğu eşi benzeri olmayan bir salgında yitip gitmiş durumda, hayatta kalanlara da süper kötüler dünyayı dar ediyor. Bunlar da yetmezmiş gibi, dev bir iblis Doğu Sahili’ndeki tüm kentleri tek tek yok etmeye başlıyor. Nükleer silahlar ile yok edilene dek de durmuyor.

3. Splinter Cell: Chaos Theory | Airwaves ve Axe

Sevgili Sam, seni çok sevdiğim için fazla yüklenmek de istemiyorum ancak bir oyunun giriş demosunda ürün yerleştirme olması gerekiyorsa, en iyi ürün adayı bir sakız (Airwaves markalı) mıdır?

Nefesin çok kötü kokuyor ve bu yüzden kötü adamların seni metrelerce öteden fark edebileceğinden mi endişeleniyorsun? Ve her yerde karşımıza çıkan Axe billboard’ları da neyin nesi? Madem Axe reklamları bu kadar agresif bir biçimde her yerde, oyuncular da sana doğru koşan hoş hanımlar görebilseydi keşke. Ee, o da yok? Ama belli ki casusların her açıdan güzel kokma zorunluluğu var. Yani James Bond’dan görüyoruz, ne zaman ne olacağı belli olmaz.

Oyundaki ürün yerleştirmelerin bu ikisiyle bitmediğini de belirteyim. Oyundaki bilgisayar ekranlarından, cep telefonlarına her yerde yeni sürprizler ile karşılaşmak mümkün. Ubisoft ürün yerleştirmeler ile oyunun masraflarını bu kadar kısmışken, bari oyunu indirimli olarak piyasaya sürseydi.

4. Everquest 2 | Pizza Hut

Oyuncuların bilgisayar başında geçirdikleri uzuuun saatlerde neye ihtiyacı olduğuna karar vermiş olan Sony ve Pizza Hut’ın birlikte yaptıkları, zamanında Everquest II oynamış olanların üzerinde geyik yapmaktan vazgeçmedikleri bir durum.

Neyse, oyuncuların bir noktada acıkacaklarını tespit eden Sony, Pizza Hut’ın ürün yerleştirme tekifini oldukça yaratıcı bir biçimde ele almış ve oyuna /pizza komutunu girdiklerinde, oyuncuların Pizza Hut’ın web sitesine yönlendirilmesini sağlamış. Üstelik, o dönemde (sene 2005 civarı) Everquest II’nin bir oyun üzerinden gerçek nesneler satın alabildiğiniz ilk oyun olduğuna dair sağda solda demeçler verip, bir hayli böbürlenmiş. Dönemin oyun dergileri de, bunu bir devrim olarak kabul etmişler.

Oyunun ortasında bu komut ile siteye yönlendirilmek ile, alt+tab yapıp siteye girmek arasında hayati bir fark olduğunu düşündüler herhalde. Pizza seçerken harcadıkları zamanda hiçbir azalma olmadığını ise, düşünmedikleri çok belli. Ancak, bir yandan da bu oyun üzerinden pizza sipariş etme işi ABD’de bir hayli tutmuş. Alt+tab yapmaya üşenen adamlar, nasıl pizza gelince kapıyı açtılar, onu bilemiyorum ama.

5. Metal Gear Solid: Peace Walker | Doritos, Pepsi, Mountain Dew, Axe, Sony Walkman

PSP sahibi değilseniz, olmadığınız için biraz sonra şükredeceksiniz. Ya da, oyunun Japonya versiyonuna maruz kalmadığınıza…

Yoksa, tam olarak başınıza bu geliyor.

Yoksa, tam olarak başınıza bu geliyor.

MGS serisinin de en az diğer oyunlar kadar ürün yerleştirmelere yer verdiği olmuştur, ancak Peace Walker “Para için ne kadar saçmalanır?” sorusunun cevabı olmuş tam olarak. Ormanın ortasında canınız Doritos mu çekti, hiç üzülmeyin, sponsorumuz bizim için etrafa paketler dolusu cips bırakmış. Çatılarda koşuştururken ağzınız mı kurudu, her yer Pepsi dolu. Çatıdan düşerseniz de Pepsi, yaşatır seni, paniğe gerek yok. Aman ilaçlı olmasın da, sakata gelmeyelim. Mountain Dew de çatılarda boy gösterenlerden… Ve Snake artık dünyanın en büyük hipster’ı: Sony Walkman’i var, üstelik oyunun 1974’te geçtiğini göz önünde bulundurursak, cihazın piyasaya çıkmasına hala beş sene varken. Yine 1970’lerde piyasada olmayan Axe, o zamanlar sprey yapay deri işinde olmalı ki, kendimize Axe sıktığımızda iyileşebiliyoruz.

Oyun yapımcısı, bu çılgınca ürün yerleştirmeler kendisine sorulduğunda, “Ama biz oyuncularımızı şaşırtmak istedik!” cevabını vermiş. Konami, sana ne desem bilemedim ki şimdi.

TL;DR

Bir de bunların yanınca Grand Theft Auto ve Saint’s Row’un kendi dünyaları için yarattığı, gerçek ürünü olmayan reklamlar düşünülünce, oyun dünyasının reklamlara, reklamların da oyun dünyasına bakışı iç içe ve tuhaf bir ilişkiler sarmalı gibi. Anlayacağınız, malum iki dünya da gerçek değil, her türlü tuhaflığa varlar.

 

 

© 2017 HANDE PARMAKSIZ

Theme by Anders NorenUp ↑